Tarımda Vizyon – Dijitalleşme

TARIMDA VİZYON-Dijitalleşme

Tarımın ekonomik, politik ve stratejik önemi her geçen gün daha da artıyor.Gıda ve su güvenliğine yönelik artan kaygılar, iklim değişikliğinin getirdiği kuraklık ve çölleşme tehdidi bizim gibi Akdeniz havzasında yer alan ülkeler için yaşamsal bir sorun olarak görülmekte. Bu durum bizim gibi toplumlar ve tabii ki Dünyanın geri kalanı için de tarım ve gıdayı küresel anlamda en stratejik alan olarak öne çıkarıyor.

Tarımda artık gerekli iklim koşulları, temiz-kirletilmemiş hava/toprak/su yapısı, yerli tohum, organik ilaç ve gübre kadar“veri”ye ve bu veriyi işleyerek “bilgi”yede sahip olmakher geçen gün daha kritik hale geliyor. Tecrübe ve becerinin yanında veri analizi, bilgi, planlama, Ar-Ge, inovasyon ve teknoloji kullanımı da artık tarımın ana ve vazgeçilmez girdileri durumunda.

Eğer tarım ve gıda alanında verim, kalite, sürdürülebilirlik ve rekabetçiliği konuşacaksak Ar-Ge’yi, teknolojiyi ve inovasyonu da konuşmalıyız. Katma değerli ürün üretebildiğimiz ve markalaşabildiğimiz noktada tarımda kazanç ve refahtan bahsedebiliriz,  dünyada rekabetçi bir konuma gelebiliriz.

Ülkeler artık salt tarımsal hammadde üretimine odaklanmak yerine bu işin teknolojisine ve inovasyonuna da kafa yoruyor ve yatırım yapıyorlar. Bütçelerinde AR-GE harcamalarına ciddi paylar ayırıyor, nitelikli ve uzman mühendisler yetiştiriyorlar.Tarımsal üretime yönelik hammadde ve işlenmiş gıdaları satarlarken, bu alanda geliştirdiği teknolojiyi de ihraç ediyorlar.Yazılım, lisans, patent ve know-how üretip bunları yurtdışına pazarlıyor, kendi özgün teknolojileri ile başka ülkelerin tarım politikaları ve ekonomilerine dolaylı yoldan etki ediyor ve şekillendiriyorlar.

Tarımda katma değer yaratmak, kaliteli ve ucuz ürün üretmek, çiftçimizi zengin etmek ve uluslararası oyuncu olmak istiyorsak inovasyon, teknoloji altyapısı, girişimcilik ve startup yatırımlarını da konuşmamız lazım.Konuşmaktan öteye geçip eyleme dönüştürecek atmosferi ve iklimi yaratmamız, bunu gerçekleştirecek yol ve yöntemleri, metodolojileri oluşturmamız, işbirliği ve örgütlenmeye dayalı üretim yapısını kurmamız, üreticiyi devlet ve kamu otoritelerince sağlanacak finansman ve teknoloji ile buluşturmamız lazım.

Ancak bu şekilde katma değeri yüksek tarımsal üretim ve ardından markalaşmayı gündemimize alabiliriz.O yüzden tarıma bakış açımızı ve yaklaşımımızı gözden geçirmemizde fayda var.Dünya süratle değişiyor, tarım ve gıda alanında yeni trendler ortaya çıkıyor. Tüketim talepleri ve tercihleri yeni bir evreye geçiyor.Tarımın arz yönünü ön plana çıkaran üretici ağırlıklı yaklaşımdan, talep yönünü öne çıkaran tüketici odaklı bir yaklaşıma doğru kayış söz konusu.

Bu ne anlama geliyor?Tüketici artık sadece tüketeceği ürünün içerik ve güvenirliğini sorgulamaktan öte, söz konusu ürünlerin üretim şartları ve bu sürecin çevresel ve sosyal etkileriyle de yakından ilgileniyor. Nicelikteki beklentiler kadar nitelik de değer kazanıyor.

Sonuç itibariyle sektörün değişkenleri artıyor. Eğer bu değişimi gözden kaçırır ve gerisinde kalırsak, iç ve dış talebi iyi okuyup anlayamazsak treni kaçırırız. Ama bu değişimin farkına zamanında varır ve gerekli pozisyonu alabilirsek bunu bir fırsata dönüştürebiliriz.Ama bunu gerçekleştirebilmek için üretim tarafındaki sürecin de doğru kurgulanabilmesi ve yönetilebilmesi lazım.

Yüksek girdi maliyeti, arz-talep dengesizliği, fiyatlardaki oynaklık ve iklimsel değişimin etkisiyle tarım, her geçen gün çok bilinmeyenli bir denklem haline geliyor.Tarımsal üretime yönelik artan bu riskleri doğru yönetebilmenin yolu da yukarıda saydıklarımıza ek olarak sağlıklı bir projeksiyon ile orta ve uzun vadeli tarım politikaları ortaya koymaktan geçiyor.

Bunu başaramazsak kronik sorunlarla boğuşmaya devam ederiz.Haliyle de karşımızda daha fazla bilinmezlik, tehdit ve risk oluşması kaçınılmaz olur.Eğer tarımın kronikleşen yapısal sorunlarını çözebilir ve ortaya gerçekçi bir strateji koyabilirsek Türkiye tarımı birçok alanda marka olabilecek potansiyele sahip.Bu sebeple, konuya bütüncül açıdan bakmak ve sorunlara sektörün tüm paydaşları yaklaşmak lazım.

Ezgi HÜSEYİNGİL

 

Menü